Benler ve cilt kanserleri

Cilt kanserleri gerek ülkemizde gerekse tüm dünyada beyaz ırkta en sık görülen kanser türü olması sebebiyle halk sağlığı açısından çok önemlidir. Üzücü olan bir diğer nokta ise dünya ile paralel olarak ülkemizde de görülme sıklığı her geçen gün artmakta, görülme yaşıda giderek düşmektedir. Eskiden daha çok açık arazide çalışmış ileri yaştaki insanların hastalıyken, günümüzde sıkça modern genç-orta yaş şehir insanında da görülmektedir. Güneşin faydaları ve bronzlaşmanın zevki kadar, güneşin zararları konusunda insanları bilinçlenebilirsek bu önlenebilir bir sorundur. Solaryum cihazlarının olumsuz etkileride günümüzde net olarak ortaya konulmuştur. Özellikle açık renkli kişiler daha büyük risk altındadırlar.

Cilt kanserlerinin gelişmesinde genetik yatkınlığın dışındaki en büyük etken güneş ışınlarına direk maruziyettir. Ülkemizin güneşli ayları bol, sıcak bir ülke olduğu düşünüldüğünde bizler için önemi bir kat artmaktadır. En önemli etkenin güneş ışınları olması sebebiyle, cilt kanserleri en sık yüz, el gibi açıkta kalan  vücut bölgelerinde gelişmektedir. Baş-boyun bölgesinde ise özellikle burun, elmacık kemikleri üzeri, kulak ve alt dudak gibi daha fazla ışına maruz kalan çıkıntılı alanlarda görülmektedir. Özellikle risk altındaki grup ise; bronzlaşma çılgınlığına kapılan insanlar ile, açık arazide çalışan çiftçi-balıkçı gibi mesleki maruziyete kalan insanlardır.

Cilt kanserlerinin üç ana tipi vardır. Bunlar, bazal hücreli kanserler, yassı hücreli(squamous cell) kanserler ve malign melanomlardır. Bunlar içerisinde en sık görülen bazal hücreli kanserdir. Bir şans olarak bu en sık görülen cilt kanseri türü aynı zamanda insan vücudundaki en masum kanser olup, başvuruda çok geç kalınmadığı sürece biyopsisini yaparken tedavisi de tamamlanabilen guruptur. Yani uygun genişlik ve derinlikte lezyonun tamamı çıkarılarak biyopsisi (eksizyonel biyopsi) yapıldığı zaman, hem teşhisin doğrulandığı  hem de ek tedaviye gerek kalmayan guruptur. İkinci sıklıkta görülen squamous hücreli kanserler ise ilkinden farklı olarak lenf sistemi yoluyla yayılabilen kanserlerdir. Ama vücuttaki birçok kanserin aksine bunu çok geç evrelerinde yapmaktalar. Çok geç bir evresinde gelinmediği sürece büyük çoğunluğu teşhis amaçlı yapılan uygun genişlik ve derinlikteki eksizyonel biyopsi ile aynı zamanda tedavi olmuş olurlar. Bu iki ana gurup cilt kanseri (non melanoma cilt kanserleri), tüm cilt kanserlerinin %95’ini oluştururlar ve tamamına yakınından sadece eksizyonel biyopsi yapılarak kurtulmak mümkündür. Bu iki tür geç evrelerinde yakalansa bile ek tedaviler gerekmekle birlikte başarı oranları çok yüksek ve sonuçlar oldukça yüz güldürücüdür. Geriye kalan %5’lik kısmı oluşturan malign melanomlar ise üçüncü bir gurup cilt kanseri olup, erken evrelerinde dahi lenf ve kan yoluyla tüm vücuda  yayılabilmektedir. Bu nedenle bu gurupta bir akciğer yada mide kanserine benzer yaklaşımlar gerekmekte, çok erken evrelerinde yakaladıklarımızı hariç tutacak olacak olursak cerrahi tedavinin yanısıra (uygun genişlik ve derinlikte çıkarmak + lenf nodu diseksiyonları) kemoterapi vermekte sıkça gerekmektedir.

Tüm cilt kanserlerinde erken tanı tedavideki ilk adım ve tedavinin başarısındaki en önemli faktördür. Özelliklede malign melanom tipinde erken teşhis çok daha önem arz etmektedir. Benler ve cilt kanseri öncüsü olabilen diğer cilt lezyonlarının tedavisinin önemi buradan gelmektedir. Bir cilt kanserinden şüpheleniyorsak biyopsi şekli ‘eksizyonel biyopsi’ dediğimiz, lezyonun bir kısmının değil tamamının çıkarılması şeklinde olmalıdır. Eksizyonel biyopsi hasta açısından çok basit bir işlemdir. İnce bir iğne ile lokal anestezik madde cilt altına verildikten sonra tamamen ağrısız ve acısız olarak çıkarılır ve dikilir. Dakikalar süren bir işlemdir.

Cilt kanserlerinin birkısmı benlerden ve diğer öncü cilt lezyonlarından gelişir. Bunun yanında bu bir zorunluluk olmayıp her üç cilt kanseri tipide sağlıklı gözüken bir cilt bölgesinde, öncesinde herhangi bir ben yada başka bir cilt lezyonu olmaksızın direk olarak cilt kanseri olarak da başlayabilir. Özellikle malign melanomların ve squamous hücreli cilt kanserlerinin birtakım öncü lezyonlar zemininde gelişmesi ise sıkça görülür ve bunların daha bu seviyede saptanıp, tedavileri gereklidir. Burada ülkemizde aşılması gereken hurafeler olduğu da bir gerçektir. Bunlardan bir tanesi ‘bene bıçak değdirilmez’ konusudur. Vücudun hiçbir alanında böyle bir onkolojik dönüşüm mekanızması yoktur ve unutulmamalı ki bu sadece bizim coğrafyamıza ait bir hurafedir. Halk tabiri ile bıçak değince ortaya çıkan, oluşumu veya üremesi hızlanan herhangi bir kanser türü yoktur. Bu tür düşünceler var olabilen kanser öncüsü lezyonların tedavilerinde gecikmeye, hatta kanser vakalarında çok önemli olan erken teşhis ve ivedilikle tedaviye başlanması gerekliliğine zarar vermektedir. Bilimsel olarak çok net olan ise hem kansere dönüşmüş olanının hemde öncü lezyonun tedavisi onun çıkarılmasıdır. Bir başka gurup hurafe ise ‘doğuştan olan benlerin masum olduğu’; bir başkası ise bunun tam tersi olan ‘sonradan ortaya çıkanların masum olduğudur’. Bilimsel gerçek ise bu tarz genellemelerin yanlış olduğudur. Örneğin doğuştan var olan bazı küçük benler masum olabildiği gibi, konjenital dev kıllı nevüslerde(doğuştan var olan üzeri kıllı büyük benler)  kanserleşme oranı %8-20 arasındadır. Yine sonradan oluşan bazı benler masum olabildiği gibi; ülkemizde 50 yaş üstü insanlarımızın baş-boyun bölgelerinde bir tarama yapıldığı zaman kanser öncüsü benleri ve diğer kanser öncüsü cilt lezyonlarını yüksek oranda görmekteyiz. Bir diğer önemli hususta ülkemizde genç-orta yaş gurupta görülen cilt kanseri sayısı çok hızlı bir şekilde artmaktadır. Bütün bu nedenlerden dolayı ister doğuştan var olsun isterse sonradan oluşmuş olsun, bu kanser öncüsü benler ve ben dışı cilt lezyonlarının tesbiti ve daha bu aşamada çıkarılarak riskin bertaraf edilmesi çok önemlidir. Vücudumuzdaki bir benin renginin veya biçiminin değişmesi, çevresiyle ilişkisnin değişmesi, düzensizleşmesi, yavrulaması, damarlanması, kanaması, boyutunun değişmesi veya üzerinde ikincil bir lezyonun oluşması ise bizler için artık alarm olmalı; bir kanser dönüşümünün gerçekleştiğini akla getirmelidir. Bu nedenle bizler kanser öncüsü lezyonlarının bu aşamadan önce tesbitinin daha önemi olduğunu; tesbit edildiğinde ise takibi yerine, alınarak riskin bertaraf edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu aşamada bu hastaları ilk gören pratisyen hekimlere ve dermatolog meslektaşlarımıza yönlendirici olarak büyük görev düşmektedir. Kanser olmaktan korkmamak ama geç kalmaktan korkmak gerekir. Cilt kanserlerinde çok geç kalınmadığı sürece tedavide başarı oranı çok yüksektir.

# #